Çiğdem Mater: Umudumu korumak istiyorum, aksi halde sadece bu 7 kişi için değil, hukuk ve memleket için durum çok karanlık

Gezi davası tutuklusu yapımcı Çiğdem Mater, “Yakınımdaki insanların sinirini bozacak ölçüde gerçekçiyimdir. Ama niyeyse Yargıtay 3. Dairesi’nde hakimler olduğuna dair umudumu koruyorum, korumak istiyorum. Aksi halde, sadece bu davadan tutuklu olan 7 kişi için değil, hukuk için ve memleket için bu durum çok karanlık” dedi.

Çiğdem Mater, doğum gününde Ayşe Arman’a verdiği röportajda, “15 aydır hapiste olan biri için bence iyiyim” dedi. “Hapishanede zaman, tabii izafi ama bence, hızlı akıyor” diyen Mater, “Her sorana söylüyorum, kendime puanım 10 üzerinden 7. Bence, olabildiğince iyi idare ediyorum” ifadelerini kullandı.

“Tebliğname de tıpkı polis fezlekesi ve iddianame gibi, neresinden tutsak elimizde kalıyor”

Yargıtay Başsavcılığı’nın Gezi Davası’nın tebliğnamesiyle hakkındaki 18 yıllık cezanın onanması talebi hakkında konuşan Mater, “Sence, Yargıtay 3. Ceza Dairesi, bunu reddedecek mi? Bu yanlıştan dönüleceğine dair umudun var mı?” sorusuna şöyle yanıt vedi:

“Doğru, Yargıtay Başsavcılığı, Mücella hariç, hepimiz için onama istedi. Mücella avukatları aracılığıyla kendisi için istenen bozma kararının hepimiz için geçerli olması gerekliliğini şahane bir dille anlattı. E bunca zamandır yargılanınca, hepimiz azıcık hukukçu olduk. Yargıtay Başsavcısı, tebliğnamesinde, benimle ilgili beş telefon konuşmasının tapelerini, 18 yıla gerekçe olarak sunuyor. Söz konusu beş konuşmanın hukuksuz dinlemeler olduğunu bir kenara bırakalım (-yani, bırakmayalım tabii o ayrı ama!) bu konuşmaların tamamı, 2007 yılından beri parçası olduğum “Hrant’ in Arkadaşları grubu adına davayı takip ve 19 Ocak anmaları üzerine yaptığım görüşmeler! İki ihtimal var: Yargıtay savcısı, Hrant Dink’i anmayı ve cinayet davasını takip etmeyi suç addediyor ki bu hem hukuken hem de vicdanen kabul edilemez. Ya da “okuduğu” tapelerdeki konuşmaların neyle ilgili olduğunu hiç anlamamış, neden- sonuç ilişkisi kurmamış, tarihlere bile bakmamış ki bu da makamı gereği kabul edilemez. Yani tebliğname de tıpkı polis fezlekesi ve iddianame gibi neresinden tutsak elimizde kalıyor.”

“Umudumu korumak istiyorum, aksi halde hukuk ve memleket için bu durum çok karanlık”

Mater, “Özgürlüğüne kavuşacağına inanıyor musun? Yargıtay’ın kararı, özgürlüğünüze dair son umudunuz mu?” sorusuna daşöyle yanıt verdi:

“Aslında pek naif biri değilimdir. Öyle de bilinmem, hatta yakınımdaki insanların sinirini bozacak ölçüde gerçekçiyimdir. Ama niyeyse Yargıtay 3. Dairesi’nde hakimler olduğuna dair umudumu koruyorum, korumak istiyorum. Aksi halde, sadece bu davadan tutuklu olan 7 kişi için değil, hukuk için ve memleket için bu durum çok karanlık. Yargıtay, teknik olarak köprü- den önceki son çıkış değil. Onama kararı gelmesi halinde, Anayasa Mahkemesi’ne gideceğiz. AYM ihlal vermezse bu sefer de rota, AİHM. Tabii bütün bunların aylarca, yıllarca sürdüğünü unutmamak gerekiyor. Gerçekten gözümüzün önünde sabır taşına dönen, üstelik öğrendikleri ve inandıkları hukuk her gün ama her gün parça pinçik edilen, buna rağmen inatla ve sebatla hukuku işletmeye çalışan avukatlarımızın, ne yazık ki hâlâ, önlerinde uzun bir yol var. Tabii bu arada, Anayasa’nın 90. maddesi gereği, yerel mahkemelerden “yüksek” olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Osman Kavala için verdiği “derhal salıverilme” kararının 10 Aralık 2019’dan bu yana uygulanmadığını, Anayasa’nın açıkça ihlal edildiğini de anlatmam lazım. Hatay’dan milletvekili seçilen Can Atalay da 14 Mayıs’tan bu yana, Anayasa ihlal edilerek Silivri’de tutulmaya devam ediyor. Yani, AİHM kararı bile alsak, uygulanmayabilir. Deneyimlerimiz bunu gösteriyor. Ama bir yandan da 24 saat, Türkiye gibi bir ülke için çok uzun. Her şey ama her şey bir anda değişebilir, şaşırmam.”

“Sanırım akıl sağlığımı rutinle birlikte, merak duygumu ve neşemi kaybetmeyerek koruyorum”

Mater, hapishane koşullarına karşı geliştirdiği ruh halini de şöyle anlattı:

“Akıl sağlığını kaybetmemek, benim de gün içinde üzerine epeyce düşündüğüm bir şey. Ama bir yandan da Türkiye koca bir tımarhane. Hapishane de bundan azade değil. Akıl sağlığını korumanın yöntemi, bence rutin. Cezaevinde her gün bir öncekinin ve sonrakinin aynısı. Sadece okuduğumuz kitaplar, gördüğümüz avukatlar ve vekiller değişiyor. Bu arada yeri gelmişken, 15 aydır bizi hiç yalnız bırakmayan, memleketin dört bir yanından tanıdık, tanımadık yüzlerce avukata ve muhalefet partilerinin eski ve yeni dönem vekillerine minnettarım. Koğuş kapısının her açılışı ve avukat görüş alanına “her gidiş” hapishaneden “an çalmak” ve şahane bir şey! Sanırım akıl sağlığımı, rutinle birlikte, merak duygumu ve neşemi kaybetmeyerek koruyorum. Bakırköy, Silivri gibi değil. Burası çoğunluğu adli sebeplerden tutuklu ya da hükümlü, kadınların olduğu bir yer. Bin küsur kadın, bin küsur hikâye demek. Dinlemesi de anlaması da zor. Hayatın sinemadan da edebiyattan da çok daha sert ve ağır olduğunu, 15 aydır her gün ve her gün öğreniyorum. O açıdan bakarsan hapishane, elbette çok öğretici bir yer. Ama tabii şart mıydı böyle bir eğitim süreci, o ayrı mesele 🙂 Hani, öğrenmesem de olurdu ya.”

Röportajın tamamını okumak için .

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir